Home » Türkce » Türkce Makaleler (Page 2)

Category Archives: Türkce Makaleler

Kalender

Juli 2018
M D M D F S S
« Jul    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Kur’ân ve hadis metinlerinin ışığında komşuluk ve hakları

Kur’ân ve hadis metinlerinin ışığında komşuluk ve hakları

İslam öncesı cahiliyye1 arap toplumunda da önemli bir değer olarak algılanıp, genelde hakları muhafaza edilmeye çalışıldığı ifade edilen komşuluk müessesi,2 şüphesiz insanoğlunun en eski ve önemli müesseselerinden birisidir. Sağlıklı bır toplumun oluşumunda sağlıklı birey ve ailelerin varlığı ne derece hayati ise, bu birey ve ailelerin huzur ve mutluluğunun temini noktasında da, onların etrafında veya yakınlarında bulunan hak ve hukuk bilinci gelişmiş komşularının varlığı o derece önemlidir.

(mehr …)

Kur’an ve Hadis Metinlerinde Tevekkül Anlayışı

Kur’an ve Hadis Metinlerinde Tevekkül Anlayışı

Tevekkül; Türkçe’mizde kadere razı olma, her isini Allah’a bırakma, Allah’tan bekleme, üzerine düşen her gayreti gösterip, ancak gücünün yetmediği yerde Allah’a güvenme gibi manaları bünyesinde taşımaktadır. (Örnekleriyle Türkçe Sözlük: Ankara 1996, IV/2871) Tasavvuf literatüründe ise tevekkül, Allah’ın katında olana güvenip halkın elinde-avucunda olana göz dikmeme, vaat edilene güvenme, her halükârda sadece Allah’a sığınma, vesvese, endişe ve rızık kaygısı halini yok edip, insanı huzura ve rahata kavuşturan Mevlâ’ya güvenme hali gibi manalara gelmektedir. (S. Uludağ: Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1977, s. 531) Bu hal üzere olan kimselere de mütevekkil veya tevekkül ehli, denmektedir.

  (mehr …)

Kur’an Işığında Nimet Kavramına Bir Bakış

Kur’an Işığında Nimet Kavramına Bir Bakış

Nimet kavramı Türkçe’mizde iyilik, lütuf, ihsan, iyi yaşamak için gerekli her şey, yiyecek içecek ve özellikle ekmek için kullanılır.[1] Nimet kavramı Kuran‘da farklı kalıplarda sıklıkla kullanılan ve kimi zaman yiyecek, içecek ve iyi yaşamak için gerekli maddi unsurlar olarak ele alınırken, kimi zaman da nübüvvet, hikmet ve manevi makamlar için kullanılmıştır.[2] Kimi ayetlerde maddi nimet olarak tavsif ettiğimiz değerler vurgulanırken, kimi ayetlerde de manevi nimet olarak tanımlayabileceğimiz değerlere vurgu yapılmaktadır. Bütün bu ayetlerin ruhunda yatan mana ise; Rahman‘in sonsuz kereminden lütfettiği saymaya kalktığımız an aciz kalacağımız[3] namütenahi nimetler için kulluk şuuru içerisinde, sebeplere gönlü ram etmeden müsebbibe şükran-ı nimet içerisinde daim nazar ederek, nimetşinas olunması gerektiğidir.
Kuran kendisine nimet verilen topluluklardan bahsettiği gibi kendisine nimet verilen özel kişilerden de bahseder. Kuran bütün insanlardan kendileri üzerindeki Rahman‘in nimetlerini anmalarını istediği gibi,[4] kendilerine nimet verilen topluluk veya bireylerden de direk veya kutlu elçiler vasıtasıyla daima bu nimetin anılarak, unutulmamasını ister.[5] Bu nimetler özelilikle İsrail oğulları ile ilgili olan ayetlerde bulutun üzerlerini gölgelendirmesi, gökten kendileri için indirilen yiyecekler, kayadan şu fışkırması, Firavun hanedanından kurtarılmaları ve onların alemlere üstün kılınması,[6] müminlerin gönüllerinin birbirlerine ısındırılması[7], müminlere yardıma gönderilen ordu ve kasırga[8], helak olmadan kurtarılma,[9] imanın sevdirilerek, küfür, fısk ve isyanın çirkin gösterilmesi,[10] din-i mübin[11], nübüvvet ve mucizeler[12] olarak tasvir edilmektedir. Görüldüğü gibi Kuranda değişik surelerde farklı kalıplarla kullanılan nimet kavramı zaman, zaman maddi fayda ve menfaatler için kullanıldığı gibi, zaman, zaman da uhrevi ve manevi anlamlar yüklenerek kullanılmıştır. Bu nimetlere vurgu yapılırken kimi zaman nebiler, kimi zaman müminler, kimi zaman bütün insanlık, kimi zaman ise kafirler muhatap alınmıştır.

(mehr …)

Kur’an-ı Yeniden Anlamak

Kur’an-ı  Yeniden Anlamak

“Değişmeyen tek şey değişme kanunudur.”(1) diyen Mutahhari’ye katılmamamız mümkün değildir. Dünyanın büyük bir köy olarak algılandığı şu dönemde bu olgu kendisini daha bariz hissettirmektedir. Adeta değişime ve yenilenmeye açık olanlar ayakta kalmakta, direnenler ise, zamanın acımasız çarkları arasında yok olup gitmektedirler. O halde hayatı bütünüyle kuşatan bu değişim ve yenilenme olgusu karşısında, insanlığı kıyamete değin karanlıktan aydınlığa çıkarmak amacına(2) matuf olarak gönderilen, kendisini hidayet rehberi(3), rahmet ve şifa kaynağı olarak tavsif eden Kurân’ın, zaman mefhumunun zorladığı bu değişim ve yenilenme realitesi karşısında takınmış olduğu tavır, ister istemez akıllara gelmekte, zihinleri meşgul etmektedir.

  (mehr …)

Kul ile Rahman Arasındaki Kutlu Bağ: Sıla-i Rahim

Kul ile Rahman Arasındaki Kutlu Bağ: Sıla-i Rahim

Kelime itibariyle ulaşmak, vasıl olmak manalarına gelen ve „v-s-l“ kökünden masdar olan sıla ile, acımak, şefkat duymak ve ayrıca akrabalık, hısımlık, yakınlık, karabet gibi manaları bünyelerinde taşıyan, „r-h-m“ kökünden türetilerek „rahim“ kelimelerinden meydana gelen „Sıla-i rahim“, kısaca akrabalara, yakınlara ulaşmak manasına gelir. Sıla-i Rahim genel manası ile, evvelen anne babadan başlayarak, yakın ve uzak akrabaların, komşu ve arkadaşların haklarına riayet etmek, onlarla bağı koparmamak, sorun ve sıkıntılarıyla mümkün olabileceği oranda ilgilenmektir. Özelde ise akraba ve yakınların yakınlık dereceleri nazarı dikkat alınarak, haklarıını muhafaza etmek, ziyaretlerine gitmek, dertlerine ve sevinclerine ortak olmak, onlarla bağları koparmamak olarak algılanmaktadır.

(mehr …)

Kazananlar ve Kaybedenler

Kazananlar ve Kaybedenler

Ahsen-i takvim üzere yaratılan insanoğlunun(1) başı boşluğa terk edilmedigi(2), kendisine ruhundan üfleyen(3), yerin ve göğün sahibi mutlak kudrete, can emaneti alınıncaya değin ibadet etmesi gerektigi(4) kelâm-i İlahî tarafından ilan edilmiştir. Dünya hayatının acısıyla tatlısıyla bir imtihan unsuru olduğu; evladın, karı-kocanın, mal ve paranın, yığılı gümüş ve altınların, arazilerin, güzel evlerin, güzel bineklerin, insanlara isabet eden hayrın ve musibetin sonuçta bu imtihanın bir parçası olduğu gerek ilgili âyetlerden ve gerekse de bu ayetleri hayatlarıyla yaşayarak özdeşleştiren nurlu elçilerden ayan beyan anlaşılmaktadır. Bütün bu mefhumları bu zorlu imtihanın parçası kabul edip, çalışarak üreten ve ürettiğini insanlıkla paylaşmak suretiyle insanlığa faydalı olan, merkeze devamlı Rahman’ı ve O’nun rızasını koyan nurlu yüzlere sadece gıpta edilerek saygı duyulur.

(mehr …)

Kalp Medeniyeti

Kalp Medeniyeti

Kan dolaşımını, sağlamak gibi vücut için vazgeçilmez bir görevi ifade eden organa isim olan kalp, kelime itibariyle Türkçemizde bir yönüyle; gönül, iç, ruh, sevgi, muhabbet, his ve duygu; diğer yönüyle ise değiştirme, bir halden  başka bir hale çevirme,tahvil manalarını içermektedir.1

Bir halden başka bir geçiş veya geçirme manasını ihtiva eden inkılap kelimesi de aynı köktendir. Gönül manasına gelen fuad kelimesi de kalp ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Ragıb el-İsfehânî‘ye göre; ‘’kalp yanıp yıkıldığında fuad olarak isimlendirilmektedir.’’ Ateşte kızartılan ete feid-meşviy dendiği gibi, aşk ateşiyle yanıp maşukun koruyla kızaran kalbe de fuad demmesi manidardır.

(mehr …)

İslam ve Eğlence

İslam ve Eğlence

İfrat ve tefrit noktalarından uzak, sınırları ilahi mesajın kalemiyle çizilmiş bir eğlence ve dinlenme anlayışının fıtrî bir ihtiyaç ve olgu olduğu aşikardır. Bu olguyu din ve dindarlık adına yok sayıp, görmezlikten gelerek şuur altında baskıyla tutanlar veya tam tersi hayatı ve dünyayı sadece bir eğlence mekanı olarak tanımlayıp, hayatlarını bu felsefe üzerine oturtarak geçiren kimseler, bu noktada ifrat ve tefritin bir bakıma temsilcileri durumundadırlar. Mızrakları çuvala sığdırmaya çalışmanın, akıntıya kürek çekmenin hiç bir manası yok… Mademki bu duyguyu fıtrî olarak niteliyoruz, o zaman bu duygunun dinin öngördüğü meşruiyet alanı içerisinde yaşanması gerekir. Dinin öngördüğü meşruiyet alanı kavramı burada yine pek çok noktada olduğu gibi temeldir.

(mehr …)

İbn’ul Vakt

İbn’ul Vakt

İbn (oğul), ve vakt (vakit) kelimelerinden oluşup, „vaktin oğlu (evladı) “ manasını içeren ibnu’l – vakt kavramı; özlerine üflenen ilahi nefhayı bizatihi hisseden büyük ruhlu sufilerin vaktin, daha doğrusu ânin (moment) ehemmiyetini izhar için kullandıkları semboldür.Hakkı aramak adına yola çıkıp, yarı yolda kalmak istemeyen, hakka sevdalı gönüllerin taşıdıkları, daha doğrusu taşımak zorunda oldukları isimdir. Aslında bu bir akittir, Yaratan ile yaratılan arasında. Onlar (müminler) zamanı, evladın babaya duyduğu aidiyet ve saygı inceliği içerisinde kavrayıp, ilahi ve Muhammedi kıvamda yasayacaklar. Bunun karşılığında ise O verecek; cenneti, cemalini ve dahası gönlünü…

(mehr …)

Hâya imandandır

Hâya imandandır

İnsanoğlu için paha biçilmez bir hazine olan hayâ duygusu, kökü Rahman’da olan iman ağacının eşsiz meyvelerindendir. Tadı, ruhları kuşatan bu meyveden nasibdâr olanlar, nasipleri ölçüsünce tatlandıkları gibi, etraflarını, muhataplarını, hâsılı alemi de bu eşsiz ve insana yakışan hayâ duygusuyla tatlandırırlar. İman bahçesinin nadide bir gülü olan bu duygu, gönülde tomurcuklanıp açmağa yüz tuttuğu an, o kokunun zerresine vurgun olan alemi kendisine tutsak eder. Bu duygu sayesinde kişi, iman bahçesine ait olmayan tavır ve davranışlardan, bu bahçeye zarar verecek eylem ve söylemlerden, olabildiğince kaçınmayı kendisi için bir vazife bilir. Yine iman ehli bilir ki, bu bahçenin gülü olan bu duygunun etrafında çöreklenerek, bu gülü kurutmaya ve soldurmaya çalışan nice zararlı otlar, onu koparmaya çalışan nice bedbaht eller vardır. Bu duygunun lezzetini yüreğinde hisseden diri gönüller, bu lezzeti diğer gönüllere taşıma azminde ve sevdasında olmakla beraber, bu duygunun geliştirilmesi ve muhafazası noktasında da şüphesiz azami gayreti gösterme noktasında bulunacaklardır.

(mehr …)